Fotoğraflar: Tarık Yurtgezer
28 Ocak 2022 Cuma
22 Ocak 2022 Cumartesi
ÇAY YOLU VE FOTOĞRAF
1 Ocak 2022 Cumartesi
25 Aralık 2021 Cumartesi
MONO NO AWARE
Fotoğraf ve Yazı: Tarık Yurtgezer
MONO NO AWARE, Japonca bir terimdir. "Mono" şey demektir. Mono no aware ise "şeylerin varoluşsal hüznü" diye çevrilebilir. Şeylerin geçici olduğunun bilincinde olarak, bu geçiciliği takdir etmektir. Varoluş kısadır ve o yüzden kıymetini bilmek gerekir. Solan baharı takdir etmek, geçici şeylerin güzelliğini sevmektir. Başo,
"eski yelpazeye /
yazılı şiir yırtılır /
yaz biter işte"
derken bu hüznü anlatır. Ama bu bir karamsarlık değildir. Canlı cansız tüm var olanların ortak bir yazgıyı paylaştığının farkındalığında acı-tatlı bir hüzün duymaktır. O yüzden varoluşun her anının değerini bilmeyi ve ona göre yaşamayı anlatır "mono no aware". Yine Başo'nun
"birdenbire güneş /
dağ yolunda /
erik kokusu"
dizelerinde anı yaşamanın keyfini görürüz. Bu konuda en iyi atıflardan birisi kiraz çiçeği mevsimidir. Japonya'da bunun festivali düzenlenir. Çiçekler açar ve bir hafta sonra dökülür. Bu festivalin ana düşüncesi yavaşlamak ve anın tadını çıkarmaktır. Gelip geçici hayatımızın her anında bunun farkında olarak yaşamak, hayatı öylesineliği içinde kabul etmektir.
11 Aralık 2021 Cumartesi
"ARAÇSAL İYİ" VE "AMAÇSIZ AMAÇLILIK" OLARAK FOTOĞRAF
Yazı ve Fotoğraflar: Tarık Yurtgezer
Aristoteles'e göre isteklerimizin pek çoğu "araçsal"dır. Yani, bir şeyleri bizi başka bir şeylere ulaştıracağı için isteriz. Örneğin, paramız olsun isteriz ama bunu (patolojik vakalar hariç) paranın cisimsel varlığına duyduğumuz sevgi için istemeyiz. Parayı, bizi sahip olacağımız başka şeylere ulaştıran bir araç olarak gördüğümüz için isteriz. Bunun gibi pek çok istek için çünkü ile başlayan cümleler kurabiliriz. İyi bir meslek sahibi olmayı isteriz; çünkü bize daha yüksek standartlı bir yaşam sağlar. Fotoğrafçı olarak, yeni bir gövde ve kaliteli objektifler isteriz; çünkü o zaman fotoğraflarımızın teknik niteliği yüksek olur. Güzel veya yakışıklı olmak isteriz; çünkü iyi bir eş bulabiliriz. Bunlar gibi örnekler çoğaltılabilir.
Aristoteles, hep iyiye ulaşmak istediğimiz için tüm bunlara "araçsal iyi" demektedir. Hep daha iyisine ulaşmak yönündeki isteklerimiz araçsal iyi'dir. Ancak bazı kavramlar vardır ki, onu neden istediğimiz konusunda anlamlı bir yanıtımız yoktur. Örneğin "mutluluk" böyle bir kavramdır. Neden mutlu olmak isteriz? Çünkü mutlu olmak isteriz. Yani, mutluluğun bizi ulaştıracağı bir başka iyi yoktur. Böylece, Aristoteles'e göre araçsal iyilerin sonuna gelmiş, kendi için "amaç" olan iyiye ulaşmış oluruz.
Fotoğraf da pek çok fotoğrafçı için "araçsal iyi" konumundadır. Genel olarak "Toplumsal Sorumluluk Projeleri" başlığı altında yapılan fotoğraf çalışmaları böyledir. Bu tür çalışmalar toplumsal sorunlara dikkat çekmek, insanları etkilemek, kamuoyu oluşturmak ve böylece bu sorunların çözümüne bir nebze olsun katkı sunabilmek amacıyla yapılmaktadır. Yani, bu tür fotoğraf çalışmaları araçsal bir yana sahiptir. Toplumda kanayan yaralar vardır: sokak çocukları, işçi hakları, çevre sorunları, sığınmacılar, LGBTI hakları, kadına şiddet, eğitim ve sağlık sorunları gibi konularda insanların dikkatini çekmek, farkındalık oluşturmak için yapılan fotoğraf çalışmalarını Aristoteles'teki "araçsal iyi" tanımı çerçevesine oturtabiliriz. Çünkü, bu çalışmaları yapan fotoğrafçılar iyi bir şey yapmakta, iyilik istemekte ve bu amaçla fotoğrafı bir araç olarak kullanmaktadırlar.
| Doğa tahribatını göstermek üzere çekilmiş bir fotoğraf |
Kesinlikle fotoğrafın bir araç olarak kullanılmasını eleştiriyor değilim ve bu çalışmalara saygı duyuyorum. Bununla birlikte bu tür çalışmalar yapmayan fotoğrafçılar da vardır. Onlar, bireysel bir tavırla daha çok kendilerini ifade etmek istediklerini söylerler ve fotoğrafları da daha farklıdır. Kendisini ifade etme yani dışavurum bilinçli bir çabayla yapılıyorsa, bu durumda fotoğraf yine araçsal bir konumda demektir. Çünkü fotoğrafçının "neden fotoğraf çekiyorsun" sorusuna yanıtı "kendimi ifade etmek için" olacaktır. Fakat bazen bütün fotoğrafçıların yaşadığı bir durum vardır: bazı fotoğraflarımızı neden çektiğimiz konusunda mantıklı bir yanıtımız olmaz. Bilinçdışı alandan kaynaklanan bir itkiyle çektiğimiz fotoğraflar bilinçli bir araçsallık taşımazlar. Bu tür fotoğraflar çok da düşünerek değil, içimizden gelerek çektiğimiz ama neden içimizden geldiğini bilmediğimiz fotoğraflardır; kendi dışında bulunan bir şeye; bir soruna, bir nesneye gönderme yapmaz. Yani araçsal değildir ve bu nedenle içseldir. Bilinçdışının tetiklenmesi sonucu ortaya çıkar ama çoğunlukla bunun farkında değilizdir. Bu tür fotoğraflar kendi dışında bir amaca yönelik değildir, kendi amacını içinde taşır. Bu, Kant'ın, estetik bir kategori olarak belirlediği "amaçsız amaçlılık"tır. Fotoğraf, gösterdiği mevcut gerçekliğinden kopuk olduğu, herhangi bir kavrama dayanmadığı, herhangi bir amaca yönelik olmadığı, kendi amacını içinde taşıdığı için amaçsız bir amaçlılığa sahiptir.
23 Haziran 2021 Çarşamba
ORTODOKS FOTOĞRAF ANLAYIŞI
Yazı ve Fotoğraf: Tarık Yurtgezer
11 Aralık 2020 Cuma
SANATIN ANLAMI ÜZERİNE BİR ÖYKÜ
Fotoğraf: Tarık Yurtgezer
“Çok eski devirlerde, Ejderha Kapısı mağaralarında ormanın gerçek kralı
Kiri ağacı yükselirdi. Dalları gökyüzüne uzanıp yıldızlarla konuşurdu, kökleri
yeraltı dünyasının gümüş ejderiyle kucaklaşırdı. Bir gün büyük bir büyücü bu
ağacı sihirli bir arpa çevirdi. Ama bu öyle bir arptı ki, ancak müzisyenlerin
en büyüğü onun vahşi ruhunu terbiye edebilecekti. Arp uzun süre Çin
İmparatorunun hazinesinde bekledi. Kimse, tellerinden bir ezgi olsun
koparamadı. Arp, sabırlı çabalara, şarkılara uymayan duyarsız ve umursamaz
seslerle karşılık veriyordu. Kimseyi beğenmiyordu.
Bir gün arpistlerin prensi P’ei Vau geldi. Huysuz bir atı
sakinleştirircesine arpı şefkatle okşadı ve usulca tellerine dokundu.
Şarkısında doğayı ve mevsimleri, yüce dağları ve coşkun nehirleri anlattı.
Böylelikle ağacın tüm anıları canlandı. Baharın ılık esintisi dallarında
gezinmeye başladı. Çağlayanlar deli dolu kıpırtılarla tomurcuklara
gülümsüyordu. Yazın hayalci sesleri tekrar duyuldu. Böcek sesleri, yağmurun
tatlı tıpırtıları ve guguk kuşunun seslenişi. Dinleyin! Bir kaplan kükredi ve
vadi ona cevap verdi. İşte sonbahar. Issız gecede, kılıç gibi keskin hilal
çimenlerde pırıldıyor. Artık kış geldi, kuğu sürüleri karlı havada dönüp
duruyor ve uğuldayan rüzgâr vahşi bir neşeyle dalları dövüyor.
Ardından P’ei Vau başka bir ezgiye geçti ve aşkı anlatmaya başladı. Orman, hayallere kapılmış ateşli genç bir çoban gibi eğildi. Yukarıdan bir bulut kibirli bir bakire gibi ağır ağır ama umutsuzluk gibi kara gölgelerle geçti. Ezgi tekrar değişti. P’ei Vau savaşı, çarpışan kılıçları ve toprağı eşeleyen aygırları anlatmaya başladı. Bunun üzerine arp, Ejderha Kapısındaki fırtınayı kopardı. Ejder şimşekler saçıyordu, çığ gümbürdüyor, tepelerden iniyordu. Çin imparatoru mest olmuş bir halde P’ei Vau’ya sırrını sordu. P’ei Vau, ‘diğerleri tek başlarına şarkı söylemek istedikleri için başaramadılar. Bense arpı serbest bıraktım, kendi seçtiğini söyledi. Arp mı bendi, ben mi arptım bilemiyorum’ dedi.”
Kaynak:
OKAKURA, Kakuzo, Çay Kitabı, Çev. Ayça Ögel, Anahtar Kitaplar, İstanbul, 2001
